574.Sanat Buluşmamızda Fatoş İrwen’i ziyaret ediyoruz.
Fatoş İrwen, Diyarbakır’ın tarihi Suriçi bölgesinde doğup büyümüş, Kürt ve feminist kimliğiyle tanımladığı sanat pratiğinde performans, video, tekstil, fotoğraf ve yerleştirme gibi farklı mecraları kullanan bir sanatçı ve aktivisttir. 2004 yılında Dicle Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Resim Anasanat Dalı’ndan mezun olduktan sonra Batman, Diyarbakır ve İstanbul’da yaklaşık on yıl sanat eğitimcisi olarak çalışmıştır. Pratiği beden, coğrafya, tarih, mekân, hafıza ve yüzleşme temaları etrafında şekillenir; kendi saçını hem anlamlandırma hem de üretim için bir materyal olarak kullanır ve saç işlerinde bazen dikiş ipliğine, bazen koruyucu bir zırha, bazen bir güvenlik ağına, bazen de güllelere dönüşür. 2017-2020 yılları arasında politik nedenlerle Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu kalmış, üretimlerini cezaevi koşullarında sürdürmüş ve bu deneyim pratiğinde önemli bir kırılma noktası oluşturmuştur. Çocukluğundan beri nesnelerle özel bir bağ kuran sanatçı, böcekler, saçlar, duvar katmanları ve bitkiler gibi malzemeleri toplayarak işlerine dahil eder; bu toplayıcılık pratiği, babasıyla Kırklar Dağı’ndan, nehirden ve mezarlıklardan taş, bitki toplamalarına dayanır.
Zilberman’daki sergileri arasında 2023’te Berlin’de açtığı Sûr, memleketi Diyarbakır’ın toprağını kıyamet düşüncesi üzerinden ele alır ve toprağı hem aidiyet hem de yıkım ile dönüşüm metaforu olarak işler. 2026’da Zilberman İstanbul’da açtığı Rû Bi Rû ise Kürtçede “yüz yüze” ya da “karşı karşıya gelmek” anlamına gelir; iktidar temsilleri, devlet politikaları, gelenek ve inanç sistemleri karşısında bireyin özgürlük mücadelesini yüzleşme fikri etrafında ele alır. Sergi yalnızca hatırlamayı değil, karşısına almak kadar karşısında durmayı ve inkâr edilmiş bir coğrafyanın bakışına maruz bırakılmayı da önerir. İrwen burada bastırılarak görünmez kılınmış, kaydı dahi tutulamamış ve sözlü olarak aktarılarak bugüne ulaşmış gerçekliklerle ilişki kurar; çocukluğundan bu yana dinlediği anlatıları birer tanıklık resmine ya da belgeye indirgemez, yaşananların ve aktarılanların tahayyülde aldığı biçimlerden hareketle yeni emareler oluşturur. Böylece resmi anlatıların dışında bırakılan, sansürlenen ya da susturulan hikâyeler, geçmişi doğrulayan kanıtlar olarak değil, bugünün içinde varlıklarını sürdüren ve izleyiciyi kendi bakışıyla karşı karşıya bırakan imgeler olarak belirir. Sergide yerden göğe uzanan bir adalet arzusu, bedeninden koparılmış ve tahakküm biçimlerine direnen bir tutam saç, kurumuş dikenlerle çevrili bir dere yatağı ve tüm geçmişe rağmen yeşeren bitkilerle örülü, ışık hüzmelerinin sızdığı bir şehir silüeti bir araya gelir; bu coğrafya, soykırım politikalarının bir coğrafyayı dönüştürme ve sınırlandırma şiddetine karşı bir direniş alanı olarak kurulur. Rû Bi Rû, 2023’te Zilberman Berlin’de gerçekleştirdiği Sûr sergisinde açtığı alana uzanır ve izleyiciyi sınırları olmayan, farklı zamanların, bedenlerin ve yaşam biçimlerinin birbirine karıştığı bir toprağın içine konumlandırır.
Yurt içinde 2021’de DEPO ve Karşı Sanat Çalışmaları’nda Olağan Zamanın Dışında, 2023’te Zilberman Projects’ta A Highlight of ‘Sûr’, 2025’te Arter’de Under Pressure Above Water, 2022’de Mardin Bienali’nde Çimenin Vaadi, Kıraathane Edebiyat Evi’nde Su Akar Dilini Bulur ve 2020’de Hassas Müdahale, Meşher’de Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin?, İstanbul’da Sarmaşık, Zilberman Selected’ta Vekâleten ve Ferda Art Platform’da Kağıttan gibi sergilerde yer almıştır. Yurt dışında ise 2023’te Zilberman Berlin’de Sûr ve Transit, 2025’te Lentos Kunstmuseum Linz’de Touch Nature, 2024’te Avusturya Kültür Ofisi Viyana’da Touch Nature, 2023’te curated by_vienna 2023 kapsamında EXILE Viyana’da Unfair Game, 2020’de Berlin Art Week’te Haus der Statistik’te Art in Dark Times, 2019’da Mexico City’de Galeri Enrique Guerrero’da Heritage / Matrimonio, 2018’de Tahran’da Azat Art Gallery ve Viyana’da Hinterland Galerie’de Not What You Think!, 2017’de Stuttgart’ta Württembergischer Kunstverein’de Post-Peace ve 2016’da TIME is Love.9 video screening kapsamında Hong Kong, İspanya, Fas, Fransa, Avusturya, İzlanda, Almanya, ABD ve Japonya’da gösterimlerde yer almıştır. Zilberman tarafından temsil edilen sanatçının eserleri çeşitli özel koleksiyonlarda da bulunmaktadır.
Fatoş İrwen’in eserleri, yurt içinde ve yurt dışında önemli müze koleksiyonlarında yer almaktadır.
Yurt içinde, İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin kalıcı koleksiyonuna dahil edilen “Rosa” (2018-2020) isimli yerleştirmesi, sanatçının beden, öz savunma ve kadın direnişi temalarını sürdürdüğü bir iştir. Hevsel Bahçeleri’ndeki kirpilere dayanan ve pembe bir çocuk elbisesi formunda somutlaşan eser, pembenin yumuşaklığını kirpinin keskin dikenleriyle yan yana getirerek kadınsı direniş biçimlerini çağrıştırır. İrwen’in pratiğinin çoğunda olduğu gibi “Rosa” da sanatçının kişisel deneyimlerinden yola çıkarak ataerkillik, feodalizm ve devlet şiddetine meydan okuyan bir anlatı kurar. Eser, Kadın Sanatçılar Fonu aracılığıyla koleksiyona kazandırılmıştır.
Yurt dışında ise Berlin Devlet Müzeleri’ne bağlı Scharf-Gerstenberg Koleksiyonu’na dahil edilen “Hevsel” (2022) adlı kağıt üzerine mürekkepli kalem ve kırmızı ip işi ile “Tigris” (2023) videosu bulunmaktadır. Bu eserler, Kyllikki Zacharias küratörlüğünde gerçekleştirilen ve 29 Ekim’e kadar süren “Many are the Creatures…” başlıklı yeni koleksiyon sergisinde görülebilir. Sammlung Scharf-Gerstenberg’in yeni koleksiyon sunumu, İsviçreli Sürrealist Max von Moos’un 30 eserinin yanı sıra Hannah Höch, Unica Zürn ve çağdaş sanatçı Fatoş İrwen’in koleksiyona yeni dahil olan eserlerine odaklanmaktadır. Sanatçı yurtdışında yaşadığı ve Türkiye’de atölyesi olmadığı için Zilberman’da gerçekleşen sergisinde biraraya geleceğiz.
30 Eylül Çarşamba
12.00-13.00